Marmaris’ten İnsan Manzaraları..

Marmaris aşkımdan bahsetmiştim önceki postta (okumak isterseniz tıklayınız efenim)

(Bu yazının şarkısı için her şey seninle güzel diyoruz. Şarkının isminin üstüne tıklayın lütfen)

O kadar yer gezdik Öz’le ama Marmaris gibi etkileyeni yoktur bizim için. Belki de şehirleri güzelleştiren içindeki insanlardır ya bizimki de ondandır, bilinmez.

Mesela en favori koyumuz Marmaris’e bağlı Dirsek bükü’dür. Sadece deniz yoluyla gidebilirsiniz Dirsek Bükü’ne. 15 mt. derinlikte bile denizin dibini görebilirsiniz. O kadar temiz, hele de ay ışığında periler dans eder sanki derinliklerinde. Fakat bu güzelliği bir türlü fotoğraflayamadım ben. Yüksek sezon hariç sessiz, sakin hele bazı geceler insan kendi  nefes alışverişinden korkacak hale geliyor. Ve böyle gecelerde benim favori etkinliğim, gerilim- polisiye hatta korku kitapları okuyup, sonra korka korka içeri kaçmak 🙂

Gelelim Marmaris’e, zamanın yavaş aktığı şehir…

“Marmaris’te nerelere gidilir, ne yenir, ne içilir?” Yemek konusunda liman çevresinde bir çok yer var, herhangi birinde yiyebilir, içebilirsiniz. Biraz liman dışına çıkmak istersiniz, “minder” diye bir ocak başı var Aykut abi önermişti. Ben de öneriyorum orayı. Kahvaltıda da biz genelde “Kırçiçeği”ni tercih ediyoruz, bir de sedir adası yolunda Çınar diye bir yer popüler ve meşhur…  Yeni bir kafe- restoran keşfettim bir de, adı “Zola”.

Zola’dan bir kare

Bilen bilir benim bir de nargile sevdam var. Kurtulmak istiyorum o ayrı, ama böyle bir zevkiniz varsa Ali Baba’ya gidiyorum ben. Tabi şu an bu blogu yazmak için kullandığım “Purple Rain” var orayı da anmazsam olmaz, akşamları da canlı müzik, ohhh gençlik hadi ne duruyorsunuz, ortaya:)  Bu lafı da hiç sevmem; ergenken, düğünlere gitmekten nefret ederdim hele bir de böyle aa ne biçim gençsiniz size diyenlere de bir kafa atasım gelirdi. İçten atarlıydım ben 🙂

Robinson crusoe Şahin abinin köpekleri. Ama artık erkek olan tek kaldı, sevgilisi kayıp, büyük ihtimalle birileri aldı diye düşünüyoruz.

 

iki yıl önce çekmiştim bu fotoğrafı, tekneye o kadar meraklılar ki, her kıyıya yanaşan bota binip tekneye çıkmak istiyorlardı. Tekne de yeni mürettebat diye paylaşmıştım bu fotoğrafı…

Marmaris’in ilginç insanları var bir de; koyda yaşayan Robinson Crusoe Şahin abi, çingene teknesinde 25 yıl önce Marmaris’e gelip burada kalan Peter…  Peter yıllar evvel buraya yaklaşık 15 tekne arkadaşla gelmiş hepsi dönmüş yavaş yavaş ama o burada Yalancı Boğaz’da yaşamaya devam ediyor… Teknenin fotoğrafının çekilmesinden pek hoşlanmıyor ama biraz sohbet edince bir şey demedi 🙂

Peter’in meşhur çingene teknesi( gerçekten meşhur, Marmaris yat marin’de  neredeyse herkes bu tekneyi bir fotoğraflar)

 

Ve karşınızda Peter

Bir de sabuncu dede var merkezde. Netsel marinadan merkeze doğru giderken ikinci köprüden geçtiğinizde dümdüz devam eden caddede dükkanı. Sığla ağacından sabun yapmış, sabunlarından aldım kullanmadım henüz lakin bir yağ aldım, yüzüme sürüyorum, tüm kremlerimi atabilirim, öyle güzel…

Sabuncu dede dükkanında… Muhabbeti de güzeldir 🙂

 

Sabuncu İhsan dedenin sabunları   

 

Bu brandayı görürseniz hemen içeri girin bence …

 

Marmaris’in Köyleri

Fotoğraf Rod Heikell’in Türkiye ve Kıbrıs Deniz Kılavuzu kitabından çekilmiştir.

Orhaniye

Tabi ki öncelik Orhaniye’nin. 2016 yazımızı orada geçirdik. İlk defa bir yaz yerleşik hayata geçtik sayılır. Onda bile iki ev değiştirdik ama.

Ah Orhaniye… Yüreğimi dağlar her seferinde. Ben yazılarımı yazdıktan sonra ilk olarak hep Öz’e okurum ilk onay mercimdir yani. Ama bu seferki daha bir başka… Onun isteği kadar olacak bu yazı.

Orhaniye’de yerleşik hayatı tercih etmemiz biraz mecburiyetti aslında. Marmaris’e yerleşmeyi hep hayal etmiştik ama bu şartlarda değil tabi. Bize kalsaydı, her şey yolunda gitseydi, bulutların arasına gizlenmeseydi güneş, belki bu kadar oralı olamazdık, o güzel insanları tanımazdık… Bize kalan güzel anılar ve insanlar oldu, birini yanımızdan alırken yaşam.

Yaz başı, Öz ve baba

Nur ablamız,onun güzel ailesi ve torunu Defne, İnci, Kenan abi, Gelincik market, Ayten abla ve eşi, Cennet marin… İyi ki girdiler hayatımıza… Hep güzel anılarla dolu bu isimler…

 

Nur ablanın butik taş villası

Nur abla Orhaniye’nin en güzel butik villasını işletiyor. Fotoğraf çekmek hiç gelmedi aklıma o dönem, başka bir mücadele içindeydik…

Fotoğraflar bana ait değil, zaten cennet gibi bir yer burası, güzel de çekemezdim sanırım o zaman. Verandasında oturup kırlangıçları izlemekti Öz’ün babasıyla en büyük zevkimiz…Arada havuza kelebekler düşer ve onları kurtarma mücadelesi verirdik babayla, o bana koordinatları verir, ben de operatör misali, koşardık yardıma…

 

Casa Feronia’nın bahçesinden bir görüntü

Güller açmış olur yazları bahçesinde Casa Feronia’nın, yanında da çeşit çeşit meyve ağaçlarıyla…  Akşam üzeri denizden hafif bir meltem eser tüm günün güneş yorgunluğunu üzerinizden almak için. Teninize dokunan ah o hafif esinti…
Verandasında kurulan uzun masalar, bol kahkahalı sohbetler…

Bir de Jumbomuz vardır insandan daha dost…

Nur abla, anne şefkatiyle ağırlamaya çalışır tüm misafirlerini ve biz de biraz daha ileri gitti ve anne gibi de oldu. Teşekkür ederim sana Nur abla,hem de o kadar içten bir teşekkür ki bu biliyorum hissetmişsindir sen… belki de senin sayende yaşam enerjimi dengeledim…

Nur ablamız, Casa Feronia’nın bahçesinde

Orhaniye; Hisarönü Körfezinde yer alıyor. Merkezden minibüslerle 45 dk.da köyde olursunuz. Yol yine çok güzel manzaralar sunuyor size… Hatta bir seyir terası bile var… Orhaniye’ye giderken Datça yolu üstünde meşhur lokantalar da mevcut ama bir kokoreççi var oraya da muhakkak uğrayın, sakatatlarla aranız iyiyse…

Öz ve Nur abla fotoğraflandıklarından bihaber, her an yakalarım ona göre 🙂 Marmaris yolu üstünde uğrak yerlerimizden biri kokoreççi

Etrafı çam ormanlarıyla çevrili Orhaniye’de meşhur Kızkumu bulunuyor. Plajdan 600 mt. denize doğru bir kol gibi uzanan kum bendine verilen isim, kızkumu. Bir de efsanesi var; bir zamanlar yöreye sık sık korsanlar baskın düzenlermiş.Bu baskınların birinde bölgenin önemli ailelerinden birinin güzeller güzeli kızına göz koymuş bu korsanlar. Kız korsanlardan kaçarken eteğine doldurduğu kumu denize saçarak kaçmaya başlamış karşı kıyıya doğru. Eteğindeki kumları döktükçe kumlar peri kızına yol olmuş.

Fotoğraf google görsellerden alınmıştır. Orhaniye kızkumu

Fakat kumlar bitmiş ve kızcağız karşı kıyıya varamadan denizin derinliklerine gömülmüş…  İşte o gündür bugündür kız kumu olarak anılıyormuş burası da. Bir de beyaz bir heykel yapmışlar kız kumunun başlangıcına… Bu heykel bana başka anılar sunsa da siz giderseniz bizim her ziyaretçimizi götürdüğümüz ve çok kere geçip bir kere bile dilek tutmak aklımıza gelmeyen kızkumunda yürüyüp dilekler tutun, her şeye rağmen, inadına hayatın güzelliğine:)

Kız kumunda yürürken dilek de tutmayı ihmal etmeyin lütfen:) Belki bizim için de bir dilek tutarsınız hı 🙂 Bu fotoğrafı da Casa Feronia’nın internet sitesinden aldım

Ve Orhaniye’de kalacaksanız tabi ki Casa Feronia’da kalın 🙂 Casa Feronia’nin intenet sitesi için tık tık lütfen.

Orhaniye’de kız kumunun hemen önünde bir ada yükseliyor. Buralara antik çağda “Bybassos” deniyormuş, bu adada da o dönemden kalma akropolisin kalıntıları var…

Bir de Orhaniye yoluna döndükten sonra Hisarönü’ne yaklaştığınız da Hisarönü Köftecisi var ki ben bayılıyorum köftelerine bilginize:) Pek dışarıdan göremezsiniz içeriyi ağaçlardan öyle ki gündüz gün ışığı neredeyse içeri girmiyor desem yeri… Sadece tabelasına dikkat edin yeter.  Bir de Köftecinin sahibi Selçuk Bey’in ilginç dekorasyon fikirlerine şahit olacaksınız saklı bahçede…

Bayır köyü

Bayır köyü için lütfen yine bir önceki posta bakınız.

Turgut Köyü

Fotoğraf google görsellerden alınmıştır.

Turgut köyü Orhaniye’deyken bizim için kaçamak yeri gibiydi. Zakkum’du galiba restoranın adı. Çok güzel mezeleri var, önünden denize de girebilirsiniz. Güneş erken batıyor ama burada, tepenin arakasında kalıyor belirli bir saatten sonra. Orhaniye’den 15 dk. bile sürmüyor… Bir de Turgut şelalesine uğrayın, buraların sıcağından vaha oluyor ziyaretçilerine…

Turgut şelalesi… Burada da bir restoran var Hasan Ali bey ve ailesinin işlettiği

Turgut’un halıları meşhur ve buralarda antik çağda “Hygassos” kenti sınırları içerisinde yer almaktaymış. Bölgede pek çok kalıntı bulunmaktaymış ama biz kültür gezintisi yapmadık hiç.

Bir de Turgut Kalesi varmış ama orayı da görmedim.

Bozburun

Bozburun bizim için özeldir. Öz’le miladımız sayılır, güzel bir Ege köyü… Dondurma yemeyi ihmal etmeyin ve sahildeki restoranlarda oturup güneşi batırın…

Bozburun’da ( Babanın deyimiyle Beyaz burun 🙂 ) eskiden süngercilik yapılırmış fakat tekne yapımı süngerciliğin yerini almış. Şimdilerin o büyük guletleri Bozburun imalatı…
“Karya” isimli kitabıyla bölgenin tarihini anlatan araştırmacı  Bilge Umar‘a göre Bozburun’un geçmişi 4000 sene öncesine dayanıyormuş.

Daha fazla bilgi için tık tık

Selimiye

 

Fotoğraf google görsellerden alınmıştır

Selimiye’yi duymayan kalmamıştır herhalde. Bir köy düşünün içinde Jazz bar var, öyle bir yer işte, biraz tuzlu ama sahilde iki tek atmadan da olmaz. Selimiye’ye ben buraların Alaçatısı diyorum, tabi fiyat olarak ama gece hayatı o kadar canlı değil. Hala küçük huzurlu Ege köyü havasını koruyor, kötü yapılaşma yok ve umarım ki olmaz.

Eski ismi Losta olan Selimiye Bozburun Yarımadası’ndaki antik yerleşimlerden biri olarak, o dönemden kalma kalıntılara sahip.

Selimiye’nin meşhur bir çok restoranı var internette bir iki arama ile bulabilirsiniz, kimilerini gerçekten çok sevmiştim ama bir kerelik turist gözüyle bakıldığını hissedince kötü oluyor insan.

Fakat Losta tatlıcısına uğrayın ve meşhur Losta tatlısının tadına bakmayı ihmal etmeyin lütfen .

Söğüt Köyü ve Serçe Limanı

Söğüt köyünde ahtapot yemek adettendir. Meşhur başka bir restoranı var ama biz “Captain’s table” a bağlıyorduk tekneyi…

Serçe limanı… Fotoğraf google görsellerden alınmıştır.

Serçe limanı ise işte Marmaris’in ilginç kişiliklerinden birini barındırıyor. Serçe limanında bulunan tek restoranı’da bizim deyimizle “Manyak Hasan” “Captain Nemo’s Farm”ı işletiyor. İlginç bir insan işte daha nasıl anlatayım, tanımanız lazım  🙂 Serçe limanının girişi biraz dikkat gerektiriyor. 11. yüzyılda bu limanın girişinde bir cam eşyalarla dolu bir Bizans gemisi batmış.  Bodrum Su altı Arkeoloji Müzesinde görülebilirmiş bu enkazdan çıkarılanlar…

Köylerin hepsinde fotoğraf çektim aslında ama telefonumun hafızasının azizliğine uğradım… O yüzden bu postta bana ait olmayan fotoğraflarda kullandım, altlarına da yazdım zaten.

Evet çok konuştum galiba bu sefer ama yazmak içimi dökmek gibi bir şey benim için, hala daha yazacak çok şey var ama fazlası sıkar artık. Hayat iyi kötü süprizlerle dolu, neşenizi, enerjinizi kaybetmeyip çevrenizdeki insanların hayatlarına güzel dokunuşlarla temas edin ki, kötü süprizlerle karşılaştığınızda o güzel insanlarla sır sırta verip üstesinden gelin her şeyin… En azından biz öyle yapmaya çalıştık Öz’le tabi ki kimi zaman enkazda olduk hem de en yakınlarımız tarafından kazıldı kuyumuz ama direnmek lazım başka bir dünya mümkün demek için…

Bizden, güzel günlerden, gülücüklerle sevgiler…

Uyarılar ve Öneriler

1-Tüm bir yazı öneri yazısı aslında ama Nur ablayı herkes tanısın isterim.
2-Orhaniye’den tüm köyler yakın, siz anladınız benim ne demek istediğimi 🙂
3-Marmaris’i ne olur gezin ve bahsedemediğim daha nice güzelliklerini de siz keşfedin.
4- Marmaris kalesini ve müzesini ihmal etmek olmaz.
5-Merkezden ya da otogardan bir çok köye dolmuş var.

6- Telefonunuzdaki ya da fotoğraf makinenizdeki fotoğrafları her geziden sonra akşamında aktarmak aslında en mantıklısı 🙂
7-Ha bu arada buralara gelmişken tatil dövmesi yaptırmak isterseniz Armutalan mevkinde Haccac tattoo ve Apo’yu ziyaret edin bence 🙂
8-Marmaris’in bir çok köyünde meraklısına tarihi kalıntılar da var…
9- Sevdiklerinizle her anın tadını çıkarın sanki son anıymışcasına

Paylaş: