Hep mutlu anları değil, her hali anlatmaktan ama onu da güzel görerek anlatmaktan yanayım ya hep söylerim.

Uzun bir aradan sonraki ilk yazım hastalık yazısı oldu ama yine de okuyun olmaz mı?

Gribim ama geçen yıl tam da bu zamanlardaki zatürrem beni ve tabii ki perşembe günü misafir olarak gittiğim aile hekimini korkutuyor.
Bugün normal süreçte iyileşmenin başlaması gerekirken, iyi gitmek şöyle dursun, bir de tüm belirtilerin üstüne, sırt ve göğüs ağrıları, geceleri kön kön öksürük başladı.
Yarın için randevu aldım, göğüs hastalıkları uzmanından.
Tabi bu arada vücut vitamin yüklemesinden şaşırıp kalmış da olabilir bu süreçte, “kal geldi” durumu.

Peki nerede hastalandım böyle?

Instagramdan takip edenleriniz bilir, yılbaşı arifesinde Marmarise geçmiştik ve oradan da feribotla Rodos’a gittik sevgili arkadaşlarımız Bülent ve Ferda çiftiyle.

Teknemiz Flo bizi özlemiş lakin onun da sevgiyi gösterme şekli alışageldik yöntemlerle değil, sarıp sarmalamadı bizi sıcak sıcak. Buz gibiydi ve sabaha karşı biten elektrikte buzhaneye uyanmamıza neden oldu. Daha ısınamadan iyice soğudu.

Yılbaşında Rodos güzel bir fikir ama ben illa ki böyle insanlar sokakta her yerde eğlence modunda bir yılbaşı istiyorum diyorsanız burası pek sizlik olmayabilir.
Belki de öyleydi de feci bastıran yağmur buna izin vermemiş olabilir.

Yılbaşı gecesine kadar iyiydim, lakin kutladığımız mekandaki sigara dumanı beni mahvetti, sonrasındaki ıslanma da çabası.

Ertesi gün Lodos fırtınasından dolayı feribot kalkmadı ve biz yine Rodos’ta idik. Yine yağmur ve durmak bilmeyen biz. Öz akıllılık etti ve otelde dinlendi.

Kısa geçiyorum buraları çünkü bu yıl sevgili Macerakitabim Özlem’in de dediği gibi blogların yılı olacak 😊 ve ben de size Rodos’la ilgili bir yazı yazacağım yani umarım.
2 Ocak’ta döndük Marmaris’e ve 5’ine kadar ve dostlarımız bize evini açtı, onlarda kaldık.
Tabi hep dinlenme modunda geçen günlerde arada filmler seyrettik, bolca sohbet ettik ve arada da “Meksika Treni” oynadık.

2019’un filmleri

Yılın ilk filmi son dönemlerde çok konuşulan, Black Mirror: Bandersnatch

Öncelikle internet sıkıntısından çok film ve dizi seyredemiyorduk yazın, teknede yaşamanın sorunsalı kanımca. Black Mirror dizisinin ismini ve içeriğini bilsek de hiç izlememiştik. O kadar çok övgü ile bahsedildi ki, bu filmin de beni büyüleyeceğini sanmıştım.
Evet interaktif olması yeni bir deneyim ve güzel ve de heyecanlı bence. Biz filmi televizyona bağlayıp izleyip, bilgisayara da uzak olunca, seçim yapma işini doğal akışına bıraktık. ( çözene kadar zaman geçti desem çok mu şapşallık gibi görülür yaptığımız 🙊🙈)

Sonra da bir çok alternatif sonucu gördüğümüz için bir iki deneme yaptık ama baydı, zaten yorgun bir günün ardından izlemiştik.

Siz siz olun tercihleri siz yapın, filmin için de bulacaksınız kendinizi.

Ikinci filmimiz ise vakit geçirmelik bir romantik komedi idi. Eski bir film olan “Morganlar nerede?” Hugh Grant ve Sarah Jessica Parker’la, tarzın favori isimlerini birleştirerek ortaya hoş vakit geçirmelik bir film çıkmış.

Ardından 2017 yapımı, Stephan King’in, Türkçeye “Oyun” olarak çevrilmiş “Gerald’s game” kitabının uyarlamasını izledik. Evliklerine renk katmak için göl evine giden çiftin başına gelen olayları anlatıyor. Psikolojik gerilim ve bence fena film değildi. Az mekan ve az oyuncu ile ortaya çıkmış filmde kimi sahnelerde içiniz kalkabilir benden söylemesi.

Ve son olarak da Öz’le beraber Marmaris Dalaman Havaalanı arası servis yolculuğumuzda Türkçesi “Sürükleniş” orjinal ismi “Adrift ” olan güzel bir deniz- yelken filmi izledik. Bu tür filmler yaşam şeklimiz nedeniyle bizi ekrana kitliyor. Çıktığında muhakkak izleyelim sinemada demiş ama gidememiştik.
Film izlenesi hatta bu tür survival filmleri gibi adı gibi de  sürükleyiciydi de.
Gerçek bir hikayeden esinlenilmiş; Richard ve Tami 1983 Eylül’ünde bir tekneyi Tahiti’den San Diego’ya götürmeye çalışırlarken çifti yolda bir fırtına yakalar, direkleri kırılır ve feci bir kaza geçirirler. Richard emniyet halatı kullanmasına rağmen kaybolur ve Tami’nin mücadelesini izleriz. 41 gün boyunca okyanusta sürüklenirken arada tabii halüsinasyonlar da baş gösterir.

Film boyunca, “ben olsam ne yaparımlar” (Ay Allah korusun da) kasıp kavurdu beynimi, filmde çok kısa sürede sektant kullanmayı öğrenen hanım abla imajı canımı sıkmadı değil? Elalem nasıl öğreniyor bak diye diye geçti ömür 🧐😉😂 bu teknoloji tembel ediyor insanı ayol, bir black mirror sezonu çıkar buradan sevgili yapımcılar duyun sesimi.

Ay bir de “Bird box” var arada bir yerlerde, onu unutmuşum. Kitabını okumuştum filmi de fantastik- dünyanın sonu filmleri için güzel bir Hollywood filmi işte. Hep birlikte gerilmece 😊

2019’un ilk haftası geçen yıldan farksız hastalıklı ama film bakımından bereketli oldu. E tabi yolda olmak anlamında da, Rodos- Marmaris feribotu ve Marmaris-Istanbul uçuşu ile hem deniz hem hava yolu yolculuğuyla çok iyi bir başlangıç oldu, yolların artarak devam etmesini sağlımın da bir an evvel düzelmesini temenni ediyorum yeni yılda. Tabi Öz’üm, dostlarım ve ailemle el ele hayal ederek yolluyorum duamı, dileğimi gökyüzüne…

Hasta yatağımda size bunları yazarken izleyeceğim bir sonraki filme de odaklandım.
Ferda ile açıp devamını getiremediğimiz “Parçalanmış”.
O izlemiş ve çok güzel diyor. Herhalde bir yandan hibiscus, tarçın ve karanfilli çayımı yudumlarken, kalkınca tartamadığım kafamı yastığa dayayıp filmi açarım.
Kitap hiç okuyamadım utanarak söylüyorum 🙊🙈
Bol sağlıklı ve gezmeli tozmalı, yeni bir yazıda görüşmek dileğiyle hoşçakalın.

Paylaş: