Beştaş Limanı
Bir süredir yazamadım, bunda ramazan ayının da etkisi vardı… Sonrada bayram tatili girdi araya, biz de tekne yaşantımıza mola verip sevdiğimiz insanları ziyarete gittik. Önce Karadeniz’e, benim memleketim Samsun’a, sonra İç Anadolu’ya, öz’ün memleketi Sivas’a doğru ufak bir yolculuk yaptık. Zaman o kadar hızlı aktı, geçti ki hiçbir şeye doyamadım, sadece o anın tadını çıkarmaktı tek amacım…
Bu arada bu yoldan size bir yeme- içme tavsiyesi; Tokat Niksar’da Çamiçi yaylası var, orada Tokat Kebabı yemeden geçmeyin o yollardan, eğer yemezseniz inanın çok şey kaçırmış olursunuz…Kaldığım yerden devam ediyorum yazmaya yine gün gün.Yazıyı neredeyse 1 ay önce yazmış taslak olarak kaydetmiştim. Evet “başka türlü yaşamak” kaldığı yerden devam ediyor…

Bu yazının şarkısı:  Meg Myers – The Morning After
 20 MAYIS- Göcek- Boynuzbükü
Sabah Göcek’te Körfez Restoran’da kahvaltımızı yapıp, Bahar’la (Bir önceki yazıda bahsetmiştim, Öz’ün arkadaşı) sohbet ediyoruz. Bu arada Öz sesleniyor “pişşt alışveriş vakti…”  (alışveriş demişken, nerdee, öyle hadi canim alacakların vardır, git gez dilediğince takıl diyen koca 🙂 Söz konusu mutfak  alışverişi olunca hatırlatıyor tabi ki 🙂 Gerçi demesin de,  zaten bir şeyler almadan daha basit bir hayata yönelmeye çalışıyorum. Fazlalıklardan kurtulmak gerek)
Alışverişi son güne bırakınca, e doğal olarak gecikiyoruz.  Akşama doğru Göcek’i terkedip en yakın mesafedeki, sevdiğimiz yere gidiyoruz yine; Boynuzbükü 🙂
Boynuzbükü’nden…Öz’de bir telaş, of… sormayın, neymiş, paşanın, izlemesi gereken, Sivasspor’un Süperlig’e çıkma mücadelesi maçı varmış. E koştur koştur maç izlemeye gitti yine bizim ki, ben de koca koca çınarların gölgesindeki bir hamağa kurulup kitap okumaya, hayaller kurmaya yeltendim. Hava durumunun müsaade ettiği kadar, hala kimi kimi çok soğuk oluyor ayol 🙂
Koca koca çınarların gölgesinde kitap okumak…(Yazının bu kısmını çok önce yazmıştım ve bastıran sıcaklarda keşke o serinlikler gelse, şöyle arada diyorum)
Hayaller, tabi yine seyahat üzerine, yine yollar. Bir ara hayal rotalarım diye bir şey mi yazsam, yok aman, hiç bitmez o yazı 🙂

Boynuzbükü’nü daha önce yazmıştım tekrara gerek yok, okumak isterseniz linke buyurun lütfen 🙂GÖCEK KÖRFEZİNDE

Boynuzbükü’ndeki restoran bu sefer kalabalıktı, masalar dolmuştu o derece yani, çok kalabalıkları sevmiyorum ben, kazançları bol olsun ama biz de o kalabalığa denk gelmesek iyi olacak 🙂

 Akşam yemeğimizden sonra biraz daha muhabbet edelim, dışarıda oturalım diyoruz ama üşüdük yani, dayan dayan nereye kadar, bir iki saat daha otursaydık taş devri kalıntıları diye incelemeye alınabilirdik, o kadar… En azından ince üst başla öyle hissediyorsun.
Neyse efenim biz daha taşlaşmadan teknemizi döndük.. iyi geceler, tatlı rüyalar bize:)

21 MAYIS- Boynuzbükü- Gemiler adası

Sabah kahvaltıda yine Boynuzbükündeyiz ( tabi bu arada farkındaysanız bir süredir dışarıda yemek yiyoruz, evet bir yandan yuppieee yemekle uğraşmıyorum ama bir yandan da  hopppaaa çok para harcıyoruz ) (ama pek yakında göreceksiniz ki yine mutfak yolları görünecek bana 🙂 ki yemek yapmak tekne rutini içinde en sevdiğim olay ama onu da yapmasam olur yani, hımm tembelim galiba ben biraz 🙂  )Evet demir alma vakti gelmişse bu limandan diyerek yola çıkıyoruz. İstikametimiz; Fethiye, Ölüdeniz civarı… Fethiye’ye doğru yelken açarak, bir zamanlar dudak uçuklatan deniz ticaretiyle zenginleşen antik Likya medeniyetini topraklarında da içerilere doğru ilerlemiş olacağız… Likya son zamanlarda ilgi odağımda.
Öğleden sonra çıktık yola Boynuzbükü’nden. Olta attık, acelemiz yok. Ön yelken açık. Apazdan  (90 derece açıyla) gelen rüzgarda ortalama 3.5 knot hızla, yani hızlı yürüyen bir insan hızı gibi düşünün 🙂 Rüzgarın hızı ortalama 7.5 knot, oltayı yeğenimin şansına attık. Attık ama bir şey gelmedi o ayrı 🙁 18 Mayıs itibariyle tam 1 senedir halayım ben 🙂 Yuppie, burada yazar halay çekiyorrr 🙂
Nice nice güzel yılların olsun Pamir :)”Ölü Deniz’e mi gitsek, yoksa Fethiye’ye mi, ya da Gemiler adası mevkiine mi?” bir türlü karar veremiyoruz.

Gemiler adasına yaklaşırken…

Yolda Gemiler adasına karar kıldık. Ölü Deniz’deki demir yeri çok rahat olmuyor, Fethiye de çok merkezi… Gemiler adasında daha korunaklı demir yerleri var. Gemiler adası ve Karacaören adaları mevki, Likya yolu rotası üzerinde tekne turuyla ziyaret edebileceğiniz ufak bir ören yerine sahip.

 


Gemiler adası mevki gün batımı…

Gemiler adası ya da Karacaören adaları civarına daha önce de gelmiştik. Önceki ziyaretlerimizde kıvırcık Ali’nin mekanının tonozlarına bağlar, orada yemek yerdik.
Karacaören’de Ali’nin restoranından manzara, tekneler hemen restoranın önündeki koyda tonozlara bağlanıyor, bizim de daha önceden yaptığımız gibi… 
Bu sefer Ali’nin yerine hiç uğramadan adanın arkasına bağlandık. Sakin güzel bir yer burası, denizi temiz… Gemiler adasında Bizans’tan kalma kalıntılar var. .

Adalardaki kalıntıların bir kısmının denizden görünümü


Gemiler adası erken Bizans döneminde iskana açılmış. Bazı Ortaçağ dönemi kaynaklarında verilen bilgiye göre Noel Baba diye anılan Aziz Nicholas’ın bu adaya geldiği ve kısmen bu adada yaşadığı yönündeki bilgilerden dolayı ada önem arz ediyor.  Adanın gelişiminde gemi ticaret rotası üzerinde olması ve Aziz Nikola isminin etkisi büyük.

Gemiler adasından gün batımı

 

 

Adanın bulunduğu bölge bazı kaynaklarda “Symbola” olarak geçiyor. Adada daha çok dini ağırlıkta eserler ve bazı ev kalıntıları bulunuyor. Aziz Nikolas’a adanmış frekslerin bulunduğu kilise görülmeye değer.

Kiliseden arda kalanlar…

 

Gemiler adası ören yerinden…

 

Gemiler adasında ören yerine ulaşmak için yürümeniz gereken patika

 

Çok zor olmayan bir patikada kısacık bir tırmanış yapınca eserler karşınıza çıkıyor yalnız hemen belirteyim çoğu artık harabeye dönmüş. Kimi kalıntıların yanına ulaşmak da zor.
Giriş ücretli, biz daha öncesinden bir kaç defa çıktığımız için bu sefer adaya çıkmadık…

 

Gemiler adasından manzara

Gemiler adasında yıkılmaya yüz tutan tarihi kalıntılar


Tekneyi, pupası adaya bakacak şekilde kıyıdan çıma alıp bağladık sorunsuz bir şekilde. Kahvelerimizi aldık elimize, kalıntılara karşı oturduk.


Bu fotoğraftaki su kanalı ya da kanalizasyon sistemi dikkatinizi çekti mi? Teknede havuzlukta oturunca karşımızdaki manzaramız…


Zaman yolculuğuna çıktığımı hayal ediyorum.  Symbola sakini karşı komşumuzla sohbete daldığımı düşünüyorum, acep ne konuşurduk? Komşu cebinden telefonun çıkarıp, aaa ayol baksana bizim kilisenin papazı beni takip etmeye başlamış instagramdan, Face’den de arkadaşlık yollamış :)) dermiş 🙂

Ölüdeniz’den kalkan gezi teknelerinin de uğrak yeri Gemiler adası



Akşam yemeği için kolları sıvayan bu sefer benim 🙂

 

22 MAYIS – Gemiler adası- Beştaş Limanı

Yemek paylaşmaktan çok hoşlanmıyorum ama alışveriş sonrası bir kaç gün soframız kral sofrası gibi oluyor… Merkezi yerlerden uzaklaştıkça çeşitlilik azalıyor 🙂

Sabah kahvaltının ardından önce Ölü Deniz’e gitmeye karar veriyoruz, palamar halatlarını topluyoruz ve basıyoruz gaza…
(Gaza basıyoruz derken belirtmem gereken bir şey var; Koylarda, hız yapan tekneleri çok saygısızca buluyorum, 3 knottan fazla hızlı yapılmamalı… Özellikle kimi motoryatlar ve bazı küçük botlar( dingiler), bu yazılmamış fakat bilinen denizcilik kuralına uymayıp, sizi beşik gibi sallamak için bilinçli ve bencilce bir çaba sarf ediyor gibiler…)

Gemiler adası mevkiinden çıktıktan sonra deniz hiç beklediğimiz gibi değil, dalgalar büyümüş, kabara kabara geliyor üstümüze, bize hıncı varmışcasına. İlerde bir yerlerde yağmur yağıyor belli…

Ölüdeniz’de bağlama yeri rahatsız biliyoruz ama yine de bazen insan bildiği hatta emin olduğu şeylerde bile, ya tam tersiyse umudunu taşıyor içinde… Biz de belki doğru düzgün demir yeri buluruz dedik.  Ölüdeniz’e vardığımızda tüm gezi teknelerinin korkudan iç içe koyun koyuna sarılan kuzular gibi bağlandığını ve de birlikte beşik gibi sallandığını görünce neredeyse kıpırtı olmayan Gemiler adasına gerisin geri döndük…

Beştaş limanı

 

Bu sefer daha önce hiç uğramadığımız, Beştaş limanına girdik. Beştaş limanını küçücük bir koy, 6-7 tekne ancak sığar, kimi zamanlarda koyun plajının önüne duba geriyorlarmış ki tekneler çok içeri girip rahatsızlık vermesin diye…
Gemiler Adası çok kalabalık olduğunda veya yandan gelen rüzgar demirde tutunmayı çok zor kıldığında sığınılacak, oldukça korunaklı bir koy, Beştaş Limanı.

Koy fırtınadan sonra doluyor…

Beştaş limanında tekneler




Biz koya girdiğimiz zaman koyda sadece bir tane tekne vardı. Koyun içinde, hemen girişte, neredeyse tek teknenin girebileceği küçücük bir koycuk daha var, oraya göz koyup, tekneyi her iki tarafından da palamar halatlarıyla bağlayıp, kıyıya çıma tutmuş olduk.

Sadece bize ait küçük koycuk

Hava bozmaya başladı, şimşekler çakıyor,   yavaş yavaş  başka tekneler de geliyor… Derken bir fırtına koptu sormayın…

Kara bulutlar yaklaşıyor…

Dışarıda duracak gibi değil, o yağmurda gelen tekneler küçük koyda bağlanmaya çabalıyorlar, yukarıdaki restoranın sahibi ve çalışanı kayıkla yanaşıp yardım etmeye çalışıyorlar. Öyle sürrealist bir sahne canlanıyor ki önümde, korku filmlerindeki gibi yağan bir yağmur, uğul uğul gökyüzü, birden kararan bir hava, kayıkta, ayakta, siyah yağmurluklu, elinde çapayla dolaşan azrail ve etrafta bağırışan insanlar…

🙂

Azrail yaklaşıyor…:) haksız mıyım ama :)) Tamam hayal gücüm biraz fazla çalışıyor ama daha karanlık bir hava vardı aslında, fotoğrafla azıcık oynadım.

Bu tabi olayın ben deniz tarafından kurgulanmış hali, gerçekleri de pek yakında  youtube kanalımızdan izleyebilirsiniz. Kanalı açtığımız zaman haberdar edeceğim herkesi…

Teknede hiçbir şey israf olmaz, yağmur suyu bile… Hazır tuzsuz suyu bulmuşken, Öz tekneyi temizliyor, bir yandan da söyleniyor… Bir gece evvelki benim döktüğüm çay lekesini çıkarmaya çalışıyor da…  🙂

 

Tepedeki restoranı seçebiliyorsunuz değil mi?

Poz vereceğim diye dengesini kaybeden Öz 🙂

Yağmur hızını alınca biz de yukarıdaki restorana çıkalım dedik. Yeri o kadar güzel ki, eminim içi de öyledir diyerek çıktık kısa patikayı. Evet çok hoş bir yer, akşam dizimiz de  var hem. Fakat bu güzelim işletmenin işletmecisiyle yıldızımız pek barışmadı ve teknede takılmaya karar verdik.

Fakat internet çekmiyor. Bizimki de bir inat yani, sonra izlesek olmuyor, illaki o gün izleyeceğiz diziyi… Sonra Öz ve ben ortak patentli bir buluşla, benim telefonumu önce beze sarıp sonra poşetlere koyup, göndere bayrak çekermişcesine, teknenin ana yelken direğine çektik, internet paylaşımını da açtık tabi ki önce. Aşağıdan kameradan da tabletle bağlanarak dizimizi izlemeye başladık 🙂
Bu yıl internet almadık tekneye, arada limitleri zorluyoruz ve izlemek istediğimiz bir çok film ve diziyi gönül rahatlığıyla izleyemiyoruz 🙁 E napalım bu hayatın kısıtlamalarından biri de bu… Fakat denizin ve doğanın sunduğu özgürlüklerin yanında varsın olmasın bu da…

Bende laf bitmez ama o da nesi dizi başladı, bir sonraki yazıda görüşmek üzere, Öz selam eder sizlere, her şey gönlünüzce ve her zor anınızda pratik çözümler sizinle olsun… 😉

Paylaş: