Biz Kimiz?

NEDEN “ BAŞKA TÜRLÜ YAŞAMAK”?

“Bir baltaya sap olmak ya da olamamak”, “düzenli ve sigortalı bir iş sahibi olmak”, masaya konan iki, üç anahtarın ya da uzattığın kartvizitin üzerinde yazan mesleğin tüm kapıları açtığı vb. toplumsal baskılara ve klişelere inat hayallerimiz doğrultusunda yaşamaya çalışan bir çiftiz.

2013 yılı Kasım ayında evlendik ve evlendiğimiz günden bu yana da bir evimiz olmadı, koltuk takımı ya da yatak odası takımı da almadık, perde rengi seçmedik, bir televizyonumuz ya da çeyizlik, misafirler için özenle dolaplarda saklanan çatal bıçak takımımız bile yok. Fakat tüm bunlardan bizi daha çok mutlu eden, hayallerimizi ortaklaştıran bir yelkenlimiz var, evimiz olarak gördüğümüz.
“Daha büyük bir ev”, “daha hızlı ve pahalı bir araba”, “daha çok para” gibi cümlelerden uzak bir hayat yaşamaya çalışıyoruz. “Daha çok”un ardından sadece yelken açılacak rotalar, görülecek ülkeler ve hayallerle devam eden cümleler kurmak istiyoruz.

Hırslarımızı törpülemeye çabalıyoruz. Çabalıyoruz çünkü “hırslarımdan arındım” demek, boyumuzu aşıyor şimdilik, çünkü açılan her yelken, gidilen her yol, yaşamın ve düzenin ördürdüğü kabuklarımızı her seferinde biraz daha zımparalıyor. Daha çok yol var önümüzde, tam “oldu” dediğimizde bizi şaşkına çeviren.

Blogumuzda da hayat paylaştıkça güzel diyerek yazıyoruz deneyimlerimizi. Belki bir faydamız dokunur. Kim bilir belki biri, çok işi olduğu için ertelediği ama uzun zamandır hayalini kurduğu, seyahatin biletini satın alır, birazdan… Ya da birisi, yaşadığı şehrin henüz keşfetmediği, en güzel manzarasını seyretmek için, çantasını koluna takıp kapıdan dışarı çıkar veya rutinini bozup, her gün geçtiği sokaktan değil de bir paralelinden geçer, köşedeki manava selam vererek… Belki de işe gidip gelirken, hızlı adımlarla arşınladığı caddede, kafasını kaldırır, yavaşlar ve en güzel balkonu görür böylece, çiçeklerle kaplı; sevgilisinin elini sımsıkı tutarak birlikte ilmek ilmek işlenmiş seyahat hayalleri kurarlar. Çünkü ortak hayallerdir, amaçlardır, çabadır, mücadeledir “biz” yapan bireyleri…

Pablo Neruda der ki;
Yavaş yavaş ölürler
Seyahat etmeyenler.
Yavaş yavaş ölürler
Okumayanlar, müzik dinlemeyenler,
Vicdanlarında hoşgörüyü barındıramayanlar.

Yavaş yavaş ölürler
Alışkanlıklarına esir olanlar,
Her gün aynı yolları yürüyenler,
Ufuklarını genişletmeyen ve değiştirmeyenler,
Elbiselerinin rengini değiştirme riskine bile girmeyenler,
Bir yabancı ile konuşmayanlar.

Yavaş yavaş ölürler
Heyecanlardan kaçınanlar,
Tamir edilen kırık kalplerin gözlerindeki pırıltıyı görmek istemekten kaçınanlar.

Yavaş yavaş ölürler
Aşkta veya işte bedbaht olup yön değiştirmeyenler,
Rüyalarını gerçekleştirmek için risk almayanlar,
Hayatlarında bir kez dahi mantıklı tavsiyelerin dışına çıkmamış olanlar.

Kısacası, en azından ben, Bayan Öz, herkes kendi kapısının önünü süpürürse tüm sokağın, hatta dünyanın güzelleşeceğine inanan bir romantiğim hala. O yüzden de herkes için, her koşulda, başka bir dünyanın mümkün olduğunu düşünüyorum. Siz ne dersiniz?

EKİBİMİZ

BAYAN ÖZ: Yazıları yazan, içerik üreten, çoğu zaman kameramanlık yapan, fotoğraf çeken, çok konuşan, kimi zaman hiç konuşmayan, iflah olmaz, amansız bir gezgin, aklı hep yollarda olanımız, seyahatte bile bir sonraki seyahatin hayalini kuran…
Tekneye binip bir daha inmeyen, tanıştıktan çok kısa bir sürede hayatının geri kalanına devam edeceği adamın Bay Öz olduğunu bilen… Coşkun Aral’ın “Haberci”sini izleyerek filizlenen savaş muhabiri olma hayaliyle çıktığı yolda, çeşitli medya kuruluşlarında çalıştıktan sonra mesleği bıraktı fakat farklı yerler görme, kültürleri tanıma isteğine gem vuramadı. Televizyonmuş, habermiş, belgeselmiş, kariyerini bir anda silip hayallere yelken açan “survivor”.
Dağınık akıllı, hayalperest, kimi zaman sakar, maymun iştahlı, yufka yürekli, filden, yılandan, fareden böcekten korkmayan ama örümcek fobisi olan hayvansever. Yeri geldiğinde teknenin miçosu, yeri geldiğinde yardımcı kaptanı, mutfağın efendisi..

BAY ÖZ: Tüm yazılarda adı geçen “Öz”dür kendisi. Küçük yaşlarda iş hayatına atılan, hem çalışıp hem okuyan, baba yadigarı iş yerini büyütüp, iyi bir sanayici olma yolunda ilerlerken, işi gücü zirvede bırakıp, teknede yaşamayı seçen kişi. Daha fazla kazanmak yerine, kazandığını planlı bir şekilde harcama ütopyasını hayata geçirmiştir ayrıca. Pratik zekalı, eğlenceli, esprili, inatçı, tersi ters… Düzen manyağı, Bayan Öz’ün hayallerine ayak uydurmakta kimi zaman zorlanan, mantık adamı ama bu mantık adamı uzun vadeli plan yapmayan cinsten, burasını biz de anlamadık. Hayvansever özellikle de köpek, becerikli, rahatına düşkün, ören yeri ziyaretlerinden hiç haz etmeyen hele de ücretli ise, uykucu ama çalışkan ama takıntılı, işte ilginç kişilik. İyi ve karizmatik kaptan, adalet timsali insan. (Offf off, Öz, bak bu cümlelerden sonra bir fotoğraf makinesini hak ettim sanırım 😉 )

FLO: 2006 yılında denizlere merhaba diyen teknemiz Flo, bir Beneteau Cyclades model yelkenli olup aslında bir “charter”* teknesi olarak dizayn edilmiş ama hiç “charter” teknesi olarak kullanılmamış ve bizimle birlikte de tekneliğini yaşamıştır diyebiliriz. Kışları mecburi ayrılıklardan sonra kendisine kavuştuğumuzda, “evim, evim, güzel evim” feryadıyla direğine sarılasımız gelir. Çok kahrımızı çekti, arada biz de onun kahrını çekiyoruz ama olur o kadar diyoruz.

HAKAN: Sitemizin teknik alt yapısını, dizaynını kendisine borçluyuz. İşinden ve ailesinden büyük özveriyle ayırdığı boş zamanlarında bilgisayar ile ilgili her şeyi kafasına takan ve onu çözene kadar uğraşan teknoloji kurdu. Ne kadar teşekkür etsek kendisine az. Eğer siz de amatör ruhla profesyonel işler çıkaran birisine, yani Hakan’a ihtiyaç duyarsanız şöyle maile alalım sizi lütfen

*Charter; kiralık gezi teknesi